• Webmaster forumu olarak, web geliştirme ve dijital pazarlama gibi konularda bilgi paylaşımı yapabileceğiniz webmaster sitesi ve freelancer forumu kategorilerimizle size en iyi deneyimi sunuyoruz! katılım ve kullanım tamamen Ücretsizdir!

Son dakika... AK Parti Sözcüsü Çelik'ten açıklamalar

alcnpktn

Forum Üyesi
Katılım
30 Nis 2023
Mesajlar
16,348
Tepkime puanı
0
Puanları
1
Yaş
39
Konum
Türkiye
69381e2cc76a96066a67ce2b.jpg

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in açıklamaları şöyle; Bu bahis ve sanal kumar meselesi, toplumumuzu çürüten, yozlaşmaya sürüklemeye çalışan teşebbüs ve uygulamalara dönük ciddi bir tehdittir. Bu nedenle MYK’mızın da bu gündemi yakından takip etmesi gerektiği ifade edilmiştir.

"BAHİS VE SANAL KUMAR MESELESİ ADETA BİR PANDEMİ HALİNİ ALMIŞTIR"

Bahis ve sanal kumar meselesi adeta bir pandemi halini almıştır. Dünyanın her tarafında olduğu gibi maalesef ülkemiz de bundan etkilenmektedir. Hatta bazı aile facialarının ve maalesef bazı intiharların arkasında bu ve benzeri yanlışlıkların olduğunu çeşitli şekillerde tespit ediyoruz.

İlginizi Çekebilir

Tabii ki bununla ilgili bir eylem planımız vardır ve en güçlü şekilde mücadele edeceğiz. Hem siyaset kurumu olarak hem de hükümet ve kabine olarak yapılması gerekenler, Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda ortaya konulmuştur. Bir eylem planı çıkmıştı; ancak bundan sonraki süreçte bunun daha yoğun, daha sıkı bir şekilde takibiyle ilgili olarak partideki ilgili birimlerimiz, MYK’mız ve tüm mekanizmalarımız üzerine düşeni yapacaktır.

Burada özellikle sanal kumar ve bahis gibi meselelerde tavizsiz davranılması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu, toplumumuza dönük bir yozlaşma ve çürüme yayma girişimidir. Milli güvenlik problemi desek yeridir. Aynı zamanda bir ahlak problemidir. Toplumsal güvenlik, toplumun geleceği ve gelecek nesiller açısından da son derece önemli bir meseledir.

Bugün elimizdeki cep telefonları ve çeşitli teknolojik imkânlar sayesinde bu tür zararlı içeriklere daha kolay ulaşılabilmesi, tehdidin büyüklüğünü artırmaktadır. Bu nedenle hukuk çerçevesinde en sert ve en tavizsiz mücadelenin, hem devletin imkân ve kabiliyetleriyle hem de siyaseten oluşturulması gereken hassasiyetler ve stratejiler temelinde ortaya konulacağını ifade ediyoruz.

"8 ARALIK GÜNÜ BÖLGEMİZ İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ BİR GÜNDÜR"

Tabii ki 8 Aralık günü bölgemiz için son derece önemli bir gündür. Suriye devriminin ve kardeş Suriye’nin hürriyet günüdür. Yıllarca Esad rejiminin katliamları altında inleyen Suriye halkı, 8 Aralık günü hürriyetine kavuşmuştur.

Bir yıl içerisinde birçok meydan okumaya ve provokasyona rağmen, geleceğe yürüme konusundaki iradesini güçlü tutmaya çalışmaktadır.

Türkiye, burada meseleye sadece bir güvenlik sorunu olarak yaklaşmadığını; ekonomik istikrarın sağlanması, Suriye’de okulların yeniden yapılması ve hayatın normalleşmesine yönelik güçlü bir yaklaşım ortaya koyduğunu göstermiştir.

Cumhurbaşkanımız, bugün sabah ve öğle saatlerinde yaptığı konuşmada; pek çok kişinin ölümden kaçarak ülkemize sığınmış kardeşlerimizi, Esad rejimi hâlen iş başındayken, rejimin sözde bazı açıklamalarına referans verilerek geri göndermeye çalışan anlayışın karşısında durmuştur. Özellikle herkese hatırlatmak isterim ki 14–28 Mayıs seçimleri sürecinde, Cumhurbaşkanımızın karşısındaki aday, buradaki misafirlerimizin gönderilmesi gerektiği yönünde bir kampanya yürütüyordu.

Bazı anketçiler de bu söylemin karşılık bulduğunu, Cumhurbaşkanımızın “Hayır, biz bunları ölüme gönderemeyiz” sözünün seçimlerde aleyhine olacağını ifade ediyorlardı. Hatta bilindiği üzere seçimler ikinci tura kalmıştı. O kritik dönemde, Cumhurbaşkanımıza bu söyleminden vazgeçmesi ve seçim sonuçlarını olumsuz etkileyecek bir durum oluşmaması için daha farklı bir tutum alması gerektiği yönünde telkinlerde bulunuldu. Ancak Cumhurbaşkanımız o süreçte ahlaki duruşunu hiçbir zaman bozmadı. Neticede de o kardeşlerimizin hiçbir zaman yalnız bırakılmayacağını ortaya koydu.

Aradan zaman geçti; yaklaşık bir yıl önce, 8 Aralık günü Suriye halkı devrimini gerçekleştirdi. O günden bu yana Türkiye’de misafirimiz olan pek çok kardeşimiz kendi ülkesine gönüllü ve onurlu bir şekilde dönmeye başladı. Bu dönüşler yüz binleri bulmuş olup devam etmektedir. Türkiye de bu süreci desteklemekte, gönüllü ve onurlu geri dönüş iradesinin yanında durmaktadır.

SURİYE'DE 3 TEHDİT

Suriye halkının önünde daha büyük sınamalar vardır. Suriye’nin birliğinin ve dirliğinin korunması son derece önemlidir. Suriye, kendi içinde üç ayrı tehditle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Birinci tehdit; Esad rejiminden artakalan bazı unsurların, Lazkiye bölgesinde mevcut Suriye yönetimine karşı bir takım kalkışma planları yapmasıdır.

İkinci tehdit ise şudur: “Lazkiye bölgesinde Alevilerin ve Şiilerin hakkını savunmak üzere eylem yapıyoruz” diyerek silaha sarılan, terör eylemleri gerçekleştiren unsurların, Suriye’deki Alevi ve Şii kardeşlerimizle hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar, Esad’ın katliamcı rejimini yeniden diriltmek isteyen birtakım unsurlardır. Yani bu Şebbiha yapılanmaları ile Alevi ve Şii kardeşlerimizi birbirine karıştırmak son derece vahim ve büyük bir hata olur. Buna çok dikkat etmek gerekir. Orada ne olup ne bittiğini doğru şekilde anlamadan yapılan her açıklama yanlış olur.

Alevi kardeşlerimize, Şii kardeşlerimize ve Nusayri kardeşlerimize yönelik herhangi bir yanlış yaklaşım olması halinde, biz bunun karşısında en güçlü şekilde dururuz. Bu konudaki hassasiyetimiz son derece nettir. Ancak Esad rejimi artıklarının yapmaya çalıştığını; Alevi, Şii ya da Nusayri kardeşlerimizin hakkını savunmak gibi sunmak da, bunu onlara mal etmek de tamamen yanlıştır. Bu, birinci tehdittir.

İkinci tehdit ise güneyde ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere, hiçbir şekilde Dürzi kardeşlerimizi temsil etmeyen, siyonizm yanlısı bir Dürzi kanaat önderi ve lider bulunmaktadır. Yaptığı faaliyetler, esasen hiçbir şekilde Dürzileri temsil etmemektedir. Aksine, İsrail’in katliamcı ve soykırımcı siyasetinin, Netanyahu hükümeti tarafından ortaya konulan bu politikanın bir takipçisi olarak hareket etmektedir.

Biz, Lübnan’daki ve Suriye’deki Dürzi kardeşlerimizi çok iyi tanıyoruz. Nitekim yakın zamanda, Lübnan’daki Dürzilerin lideri Velid Canbolat, Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret etmiştir. Uzun yıllardır son derece iyi ilişkilerimiz bulunmaktadır.

Güneyde ne olup ne bittiğini biliyoruz. Siyonizm yanlısı Dürzi liderin yaptığı faaliyetlerin, gerçekte Suriye’nin bütünlüğünü tehdit eden ve ülkeyi Siyonist, soykırımcı politikanın bir uydusu hâline getirmeye çalışan bir yaklaşım olduğunu değerlendiriyoruz.

Dolayısıyla bu faaliyetleri, hiçbir şekilde Dürzi kardeşlerimiz adına yapılmış gibi nitelendirmemek ve Suriye’deki Dürzi kardeşlerimize mal etmemek gerekir.

"SDG/PYD SURİYE'DE BÜYÜK BİR TEHDİT"

Üçüncü tehdit ise SDG / PYD yapılanması çerçevesinde, SDG terör örgütünün yürüttüğü faaliyetlerdir.

Burada da tıpkı Lazkiye’deki ve güneydeki durumlarda olduğu gibi, Suriye’nin kuzeyinde ve kuzeydoğusunda SDG bir terör örgütü olarak faaliyet göstermektedir. Yaptıklarını Kürtlerin kazanımı gibi sunması; Lazkiye’deki Alevi, güneydeki Dürzi bölgelerinde yaşananlar gibi son derece yanlıştır.

Bugün SDG’nin silah bırakmamak, terör örgütünü tasfiye etmemek ve varlığına son vermemek için çaba gösteren yapıları adına konuşanların kullandığı argümanlardan biri şudur: Lazkiye’de Alevi, Şii ve Nusayri kardeşlerimizin tehdit altında olduğu; güneyde Dürzi kardeşlerimizin tehdit altında bulunduğu; kuzeydoğuda ise Kürt kardeşlerimizin tehdit altında olduğu iddia edilmektedir. Bu tehditlerin de Şara hükümetinden kaynaklandığı yönünde bir yaklaşım sergilenmektedir. Bu, bir mantık yürütme değildir. Bu, esasında bir terör argümanıdır.

Nasıl ki Lazkiye’deki Esad artığı bazı Şebbiha unsurlar Alevi, Nusayri ve Şii kardeşlerimizin haklarını temsil etmiyor, onların hukukunu savunmuyorsa; aynı şekilde güneydeki Siyonist ayrılıkçılık da bunu yapmamaktadır. Burada da SDG’nin herhangi bir biçimde varlığını ve terör eylemlerini Kürtlerin kazanımı gibi sunmak, Suriye Kürtlerine ve Suriye’deki Kürt kardeşlerimize çok büyük bir haksızlıktır.

Hiçbir terör örgütü, hiçbir kimsenin kazanımı olamaz. Eğer birileri bir terör örgütünü; bir etnik grubun ya da bir dinî grubun kazanımı olarak sunuyorsa, bilinmelidir ki orada o etnik ya da dinî grubun haklarını savunma perspektifinden değil, terör örgütünün faaliyetleri üzerinden bir yaklaşım sergilenmektedir. Bu, sözde temsil edildiği iddia edilen etnik ya da dinî grupların açık bir şekilde istismar edilmesidir.

Bu sebeple terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge dediğimizde tablo açıktır. Irak’ın tamamında terör örgütünün tasfiyesinin bir retorik olarak kalmaması, varlığının tamamen sona ermesi için silah bırakılması gerektiği gibi; aynı şekilde Suriye’de de SDG terör örgütünün varlığının sona ermesi gerekmektedir.

"ESAS OLAN, 10 MART ANLAŞMASI’NIN UYGULANMASIDIR"

Bununla ilgili olarak daha önce de ifade ettiğimiz üzere, farklı ülkelerde farklı yöntemler söz konusu olabilir. Burada esas olan, 10 Mart Anlaşması’nın uygulanmasıdır. Bu anlaşmanın hayata geçirilmesi ve ardından silahların bırakılması temel hedeftir. Teröre bulaşmamış silahlı unsurların Suriye ordusuna entegre olması da, 10 Mart Anlaşması’nın ortaya koyduğu çerçeve içerisinde gerçekleşmelidir. Bu durum, silah bırakma sürecinin tamamlanması açısından önemli bir zemin sunmaktadır.

Zaten 10 Mart Anlaşması, esasında silah bırakmayı öngörmektedir. Anlaşmanın ikinci maddesi, Suriye Kürtlerinin ve Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin tüm hak ve hukuklarının esas alındığını ve korunduğunu açıkça ifade etmektedir. Yedinci maddesinde ise her türlü bölünmeye, nefret suçuna ve ayrıştırıcı yaklaşıma karşı, Suriye’nin birliğini ve dirliğini savunan bir çerçeve ortaya konulmaktadır.

Buna rağmen, az önce de gördüğümüz bazı açıklamalarda, Suriye’deki bu terör örgütü olan SDG’nin varlığını demokrasi kavramıyla yan yana getirmek; Suriye’deki çeşitli halk kesimlerinin hak ve hukukunu savunduğunu iddia etmek çok büyük bir yalan, çok büyük bir siyasi manipülasyondur.

Bu örgütlerin dilinden demokrasi vurgusu düşmemektedir. Elbette hepimiz Suriye’de demokrasi istiyoruz. Biz; Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii, Alevi, Nusayri, Dürzi, Ezidi, Süryani olmak üzere Suriye’nin tüm unsurlarının eşit vatandaşlar olarak Suriye’nin geleceğine imza atmasını savunuyoruz.

Ancak demokrasi vurgusu yapıp, ardından sözde kantonlar oluşturarak oradaki demografiyi değiştirmek, demografik mühendislik yapmak; akabinde yerel halka açık ve görünür baskılar uygulamak, petrol gelirleri üzerinden bir terör devleti kurmaya çalışmak kesinlikle adem-i merkeziyetçilik olarak tanımlanamaz. Bu şekilde adlandırılamaz, adı böyle konulamaz.

Burada herhangi bir terör örgütünün varlığı, meşru kavramlarla maskelenemez. Bir makyaj faaliyetiyle bir tasfiyenin gerçekleştiği söylenemez. Bu nedenle doğru olan yöntem, herkes açısından doğru olan yol, 10 Mart Anlaşması’nın uygulanması ve silah bırakmanın sağlanmasıdır.

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'ndan Galatasaray'a Yasin Kol cevabı! 'Şikayet etmesi gereken Fenerbahçe'

Buradaki güçler Suriye’de Millî Savunma Bakanlığına ve İçişleri Bakanlığına bağlı olacaktır. Bu durum, Suriye’deki bütün silahlı gruplar açısından geçerlidir. Eğer tek bir Suriye isteniyorsa ki biz Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini en güçlü şekilde savunuyoruz bölünmez bir Suriye istiyorsak, bunun “tek vatan, tek ordu, tek devlet” anlayışı çerçevesinde gerçekleşmesi gerekir.

Tabii ki etnik grupların ve dinî grupların hakları güvence altına alınmalıdır. Bu sadece saydığımız unsurlar için değil; Müslümanlar, Hristiyanlar ve diğer tüm dinî gruplar açısından da geçerlidir. Aynı şekilde tüm etnik gruplar için de geçerlidir.

Dolayısıyla 10 Mart Mutabakatı’nın 7. maddesinde yer alan; nefret söylemine karşı durmak, ayrımcılığı körükleyen her türlü eylem ve söyleme karşı olmak yönündeki çerçeve, son derece doğru bir yol haritası sunmaktadır. Ancak anlaşmaya imza atan SDG’nin bunu uygulamaktan kaçınması, başka bir niyeti net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Burada doğru olan; oradaki Kürt kardeşlerimizin hakkını gerçekten koruyacak yaklaşım, bu yapının silahlı olarak varlığını sürdürmesi üzerinden konuşmak değildir. Bu terör örgütünün silah bırakması ve varlığını sonlandırması, Suriye’deki Kürt kardeşlerimiz açısından da son derece kıymetli olacaktır. Bu, onların geleceği açısından da önemlidir.

Bu terör örgütünün varlığını Kürtlerin kazanımı gibi sunmak, Suriye’deki Kürt kardeşlerimize yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bunun bir yıl sonrası vardır, iki yıl sonrası vardır, beş yıl sonrası, on yıl sonrası vardır. Bölgede farklı etnik gruplar bulunmaktadır. Bütün bunlara bakıldığında, Suriye’nin bütünlüğü, birliği ve dirliği içerisinde; ortak siyaset üreterek, Suriye’nin demokrasisini geliştirerek ve anayasal düzenin yerleşmesine katkı sunarak bu meseleleri götürmek en doğru yoldur.

Bugün Suriye’nin kötülüğünü isteyenler; Lazkiye’de ayrı bir devletçik, güneydeki Dürzi bölgesinde ayrı bir devletçik, kuzey ve kuzeydoğuda ayrı bir devletçik oluşturarak Suriye’yi parçalamak istemektedir.

Bunun enstrümanı; Lazkiye bölgesinde hiçbir şekilde Alevi ve Şii kardeşlerimizi temsil etmeyen bazı Esad artığı unsurların faaliyetleridir. Güneyde ise hiçbir şekilde Dürzi kardeşlerimizi temsil etmeyen ayrılıkçı, Siyonist bir Dürzi liderin yürüttüğü faaliyetlerdir. Aynı şekilde, Kürt kardeşlerimizin kazanımı olarak asla sunulamayacak olan SDG’nin faaliyetleri üzerinden de bu hedef gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu doğru bir yaklaşım değildir.

Bu durum, Türkiye’nin bugününe de zarardır, geleceğine de zarardır. Aynı zamanda oradaki bütün etnik ve dinî gruplar için de zararlıdır. Türkiye’nin millî güvenliği açısından da açık bir tehdittir.

5.800 TL’ye yaklaşan gram altın için yeni tahmin! İlk kez bu rakam telaffuz edildi

"ODAĞIMIZ TERÖRSÜZ TÜRKİYE"

Bu noktada şunu iyi değerlendirmek gerekir: Bugüne kadar “Terörsüz Türkiye” konusunda belirlenen yol haritası işlemektedir. İşleyen ve çalışan bir yol haritası vardır. Bu işlerin mutlak bir matematiği yoktur; bazen bir haftada bir metre ilerlersiniz, bazen bir sonraki hafta bir kilometre yol alırsınız. Önemli olan, yol haritasının işlemesidir.

Terörsüz Türkiye yaklaşımı; hem içeriği bakımından, hem zamanlaması bakımından hem de yakın bölgemizdeki krizleri sona erdirme açısından son derece isabetlidir. Ayrıca farklı etnik ve dinî gruplardan kardeşlerimizin geleceğine hayırlı bir imza atabilecek kapsayıcılığı da bünyesinde barındırmaktadır. Bu sebeple bu konu üzerinde hassasiyetle durmalıyız.

Hiç kimse kendi marjinal siyasi ajandasını ya da başka hesaplarını bu sürecin içine katmamalıdır. Her zaman söylediğim gibi, odağımızı kaybetmemeliyiz. Odağımız en başından itibaren terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgedir.

Dolayısıyla bu sürecin ana omurgası; terör örgütünün feshedilmesi ve silah bırakması, silah bırakmanın tam anlamıyla gerçekleşmesidir. Bu; terör örgütünün Irak’ta, İran’da, Suriye’de ve Avrupa’daki tüm şube, unsur ve uzantılarının silahlı güçlerinin yanı sıra ideolojik, mali yapılanmalarının ve propaganda faaliyetlerinin sona ermesi anlamına gelmektedir.

Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge meselesinin odağı tam olarak budur. Bu odaktan bakıldığında, herhangi bir terör örgütünün varlığıyla “kazanım” kavramının yan yana getirilmesi, en temel aklî faaliyetle bağdaşmaz. Bu yaklaşım, tüm bu grupların iyiliğini hedefleyen bir anlayışın da tam karşısındadır.

Eğer terör örgütleri ile kazanım kavramı yan yana getiriliyorsa, bilinmelidir ki bu; bölgemizde doğrudan görünmek istemeyen ancak vekâlet savaşları yoluyla yeni haritalar çizmeyi, yeni yapılanmalar oluşturmayı amaçlayan güçlerin planlarıdır. Bunlar projelerdir. Bu durum defalarca görülmüş, defalarca test edilmiştir. Geçmişte de bunun örnekleri yaşanmıştır.

"TSK VE MİTSAHAYI GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE TARAMAKTADIR"

Türkiye Cumhuriyeti’nin bunları görebilecek keskinlikte gözleri vardır. Bu nedenle teyit mekanizması son derece önemlidir. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı sahayı güçlü bir şekilde taramaktadır. Silah bırakma yönündeki faaliyetler kayıt altına alınmakta, bunun tersine yönelik tahkimatlar varsa onlar da yakından takip edilmektedir.

Şimdiye kadar yapılan çok sayıdaki açıklamayla bu sürece destek verilmesi son derece önemlidir. Sayın Devlet Bahçeli’nin tarihî çağrısıyla yeni bir fırsat penceresi açılmıştır. Bu, hem Türkiye hem de yakın bölgemiz açısından büyük bir imkândır. Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına verdiği talimatlar doğrultusunda, bu mesele bugün tüm devlet kurumlarının odaklandığı temel bir konu hâline gelmiştir.

2 bin kişilik özel güç! İsrail medyasından şok iddia: TSK hazırlığını tamamladı

 

Ahuzar

Forum Üyesi
Katılım
18 Eki 2022
Mesajlar
17,975
Tepkime puanı
0
Puanları
16
Bilgi için teşekkürler.
 

Webmaster Forumları

Webmaster forumu arayanlar için en doğru adreslerden biri olan sitemiz, geniş içerik yelpazesiyle webmaster dünyasına dair her türlü ihtiyacınıza cevap vermektedir. Xenforo destek hizmetlerimizden faydalanabilir, ücretsiz scriptler ve ücretsiz backlink olanaklarından yararlanabilirsiniz. Sitemiz ayrıca, SEO çalışmaları yapmak isteyenler için en kapsamlı SEO forumları arasında yer almaktadır.

Webmaster Forumu

Sitemizde makale satışı, link değişimi, web site tanıtımı gibi işlemleri güvenle gerçekleştirebilirsiniz. Özellikle tanıtım yazısı ile sitenizin görünürlüğünü artırabilir, geniş kitlelere ulaşabilirsiniz. Ayrıca, sosyal medya uzmanlarına yönelik özel bir sosyal medya forumu ile dijital dünyada fark yaratmak isteyen herkesin buluşma noktasıyız.

Katılım sağlamak ve bilgi paylaşımında bulunmak için türkçe webmaster forumları arasında en iyisi olan platformumuzda siz de yerinizi alın!

Üst